Ana Sayfa Deneme Dayandığım Duvarlar, Taşıdığım Sözler

Dayandığım Duvarlar, Taşıdığım Sözler

Haşr Suresi’nden Kendime Düşenler

Haşr suresi ayetleri

Dayandığım Duvarlar

Haşr suresini okurken tarihî bir anlatının içinde kendi hayatımla ilgili bir soruya takıldım: Ben neye dayanıyorum?

Surenin ikinci ayetinde, kalelerinin kendilerini Allah’tan koruyacağını sanan bir topluluk anlatılıyor. Güvendikleri duvarlar onları korumaya yetmiyor. Bu anlatı beni, kendi güvencelerim üzerine düşünmeye yöneltti.

Benim duvarlarım taş değildi elbette. Param, tecrübem, bildiklerim, kurduğum çevre… Hepsi hayatı kolaylaştıran şeyler. Fakat bunlara güvenmek, bazen kendi kararlarımı gereğinden fazla sağlam görmeme yol açabiliyor. Tecrübeli olmak yanılmayacağım, bir şeyi bilmek de ona uygun davranacağım anlamına gelmiyor.

Soru basit ama rahatsız ediciydi: Neye sahip olduğum için kendimi kaybetmez sanıyorum?

Dördüncü ayet, anlatılan sonucun Allah’a ve elçisine karşı gelmeleriyle ilişkisini açıklıyor. Bu tarihî olayı kendi davranışlarımla eşitlemeden, kendime şu soruyu yöneltiyorum: Doğru olan çıkarıma ters düştüğünde davranışımı mı değiştiriyorum, yoksa doğruyu kendime göre mi tarif ediyorum?

Kendi gerekçelerimi sorgulamak kolay değil. Bazen bir davranışı savunurken haklı olduğum için mi, yoksa ondan vazgeçmek istemediğim için mi ısrar ettiğimi ayırt etmekte zorlanabiliyorum. Güvendiğim bilgi ve tecrübe, tam da burada yeniden düşünmeme engel olabilir mi?

Taşıdığım Sözler

İkinci durduğum yer, 11 ve 12. ayetlerdeki destek vaatleriydi. Münafıklar, Ehl-i kitap içindeki inkârcılara sürgün edilirlerse onlarla birlikte çıkacaklarını, savaşa uğrarlarsa yardım edeceklerini söylüyorlar. Allah ise onların yalan söylediklerine şahitlik ediyor. Ardından, sürgün edilirlerse onlarla çıkmayacaklarını, savaşa uğrarlarsa yardım etmeyeceklerini; yardım etseler bile arkalarını dönüp kaçacaklarını açıklıyor.

Beni düşündüren, bu sözlere güvenenlerin alabilecekleri kararlardı. Birinin “Yanındayım” demesi, karşısındakini kendi başına göze alamayacağı bir riske yöneltebilir. Verilen sözün sorumluluğu, onu söyleyenin niyetinden daha uzağa uzanıyor.

Bunu okuyunca kendi sözlerimi düşündüm. Birine “Destek olacağım” dediğimde neyi üstleniyorum? O sözün arkasında durmak zaman ayırmayı, rahatlığımdan vazgeçmeyi veya bir şeyler kaybetmeyi göze almayı gerektirebilir. Bunları düşünmeden verdiğim söz, karşımdakinde taşıyamayacağım bir beklenti oluşturabilir.

On üçüncü ayet, anlatılan kişilerin insanlardan Allah’tan daha fazla korktuklarını ortaya koyuyor. Bu bana kararlarımın arkasındaki korkuyu sorgulatıyor: İnsanların tepkisinden çekinirken Allah karşısındaki sorumluluğumu geri plana itiyor muyum?

Bir başkası bana güvenerek karar alıyorsa, sözüm onun hayatında bir karşılık buluyor. Bu yüzden yapabileceklerimi dürüstçe söylemek, desteğin gerektirdiği sorumluluğun bir parçası. Söz verirken asıl düşünmem gereken, karşımdakini o anda rahatlatmanın ötesinde, ihtiyaç duyduğunda yanında olup olamayacağım.

Kendime Dönüş

Üçüncü durduğum yer, 18. ayetteki “Ey iman edenler” hitabıydı. Bu hitabı okurken muhasebenin doğrudan bana yöneldiğini hissettim. Kaleleri, vaatleri ve başkalarının tutumlarını düşünürken kendi hayatıma bakmam isteniyordu.

Ayette herkesin yarın için ne hazırladığına bakması isteniyor. Buradaki yarın, ahiret. Uzak bir geleceğe ertelediğim hesap, bugünkü tercihlerimle hazırlanıyor. Ömrümü neye harcıyorum? Önemli olduğunu söylediğim şeylere gerçekten zaman ayırıyor muyum?

Ardından gelen 19. ayet beni daha da uzun süre düşündürdü: “Allah’ı unutan, bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın.” Allah’ı unutmakla kendini unutmak arasında nasıl bir bağ vardı?

Bu uyarıyı düşünürken, insanın kendi istekleriyle çok meşgul olduğu hâlde kendi iyiliğini gözden kaçırabileceğini fark ettim. Allah karşısındaki sorumluluğumu ihmal ettiğimde, ne için yaşadığımı ve neye yöneldiğimi de unutabilir miyim? Günlük telaşın içinde her işi yetiştirmeye çalışırken hayatımın yönünü sorgulamayı erteliyor olabilir miyim?

Bu soruların cevabını günlük tercihlerimde arıyorum. Zamanımı neye verdiğim, hangi sözü tuttuğum, çıkarıma ters düştüğünde nasıl davrandığım… Kendimle ilgili söylediklerimden daha açık bir cevap veriyorlar.

Haşr suresini okurken güvendiğim duvarlara, verdiğim sözlere ve ömrümü nasıl geçirdiğime yeniden baktım. Şimdi bu soruları okumayı bitirdiğim yerde bırakmak istemiyorum. Bir sonraki sözümde, bir sonraki kararımda hatırlayabilecek miyim?

Bu yazı, Haşr suresindeki bazı ayetlerden hareketle kendi hayatıma yönelttiğim soruları içeriyor. Ayet anlamları ve bağlamları için Diyanet İşleri Başkanlığı Kur’an Yolu meal ve tefsirine başvurulmuştur: Haşr 2–4, 11–13 ve 18–20.

İki Göl Arasında: Toprağın ve İnsanların Bereketi

Elif Mert
Üç kuşak İstanbullu bir aileden geliyor. Eğitim hayatını İstanbul’da tamamladı. Marmara Üniversitesi Fransız Dili ve Eğitimi ile İstanbul Üniversitesi Çocuk Gelişimi bölümlerinden mezun oldu. Kısa bir dönem Saint Joseph Lisesi'nde öğretmenlik yaptıktan sonra gönüllü kuruluşlarda çocuklarla çalıştı. Düşünen, sorgulayan, barışçıl, kendi iç yaratıcılığını harekete geçiren, farklı dil ve dinlere saygılı, özgüvenli çocukların yetişmesine destek olan bir vakfın eğitim ve yönetim departmanlarında görev aldı. Türkiye'nin yetmişe yakın ilini gördü ve farklı renklere sahip Türkiye’nin çocuklarıyla çalışmak, çocuk ve insan sevgisini daha da geliştirdi. Kitap editörlüğü, içerik oluşturma, metin yazarlığı ve çocuk gelişimi alanlarında çalışmalarına devam ediyor. Ayrıca Marmara Adası Asmalı Köyü Kültür ve Dayanışma Derneği’nde eğitim, kültür, sanat, çocuk ve doğa alanlarında aktif çalışmalar yürütüyor. Hayatın güzelliği bakış açısında gizlidir. Eğer hayata güzel bakarsanız, hayatın size akacağına, iyiliğin ve güzelliğin hep sizinle olacağına inanıyor. Okumayı, deneme ve makale yazmayı, öykü kaleme almayı, tasavvufu ve manevi değerleri, bendir çalmayı, tarihi, yeni yerler keşfetmeyi, farklı kültürleri, doğayı, insan psikolojisini ve yabancı dilleri seviyor. Ayrıca bu dilleri konuşmayı ve çeşitli eğitimlere katılmayı da önemsiyor. Profesyonel seslendirme eğitimi alıyor ve bu alanda uzmanlaşmaya yöneliyor. İndigo Dergisi’nde çocuk gelişimi alanındaki yazılarının yanı sıra doğa, kültür ve insan hikâyelerine dair yazılar da kaleme alıyor. KitapHaber adlı kitap inceleme platformunda kitap eleştirmeni olarak, okuduğu kitaplara dair detaylı değerlendirmeler ve yorumlar paylaşıyor.